Cuma, Aralık 18, 2009

Sounds of Venice

Sesler neye göre müziktir ve buna kim karar verir? Maria Callas’a şarkıcı mı denir yoksa gürültücü mü? Aydın Esen müzisyen ama ben neden değilim? İdil Biret’in mutlak kulağı olması ya da bir kere deşifre ettiği eseri ikinci çalışında ezberden çalması neyi değiştirir? Yoksa hepsinden keyiflisi yan komşunun duşta söylediği şarkılar mıdır acaba? Ya ben bunu beğeniyorsam? İşte, 20. yüzyıl klasik müziğinde, “düzenin nasıl olacağına karar verme” fikrine karşı gelişen yaratıcılık tutumu, bu ve bunun gibi sorular neticesinde çağımız klasik müziğinin ana görüşü oldu ve bu noktadan sonra “klasik müzik” kavramı kendi düzleminde yerini “Yeni Müzik”e bıraktı. Bu yeni çağın en önemli isimlerinden biriyse şüphesiz müzik filozofu olarak anılan ve “her yerde her şey müziktir” diyen John Cage oldu.

Lise yıllarında John Cage’in müziğiyle tanıştığımda, aşırı tutucu ve klasikçi beğeni kriterlerim onu bloke etmiş ve yıllarca kulaklarımdan içeri sokmamıştı. Fakat şunu da kabul ediyorum; hala tutucu sayılabilecek bir dinleyici olarak, duyu sınırlarım dışında, fikirlerine hayran olduğum bir John Cage gerçeği var. Kendisinin de en sevdiği ve en önemli çalışması, 1952 yılında değil Cage'in, bütün müzik tarihinin belki de en ilginç konserine sahiplik eden 4' 33''dir. Kompozisyon, 4’33’’ boyunca icracıların sessizce yerlerinde oturmaları üzerine kurulur. Her icra edilişinde sessizlik rastlantısal seslerle bozulur ve eser yeniden bestelenmiş olur. Kısacası, “John Cage?” diye sorarsanız “rastlantısallık”, “deneysellik” ve “hayattaki bütün seslere kucak açmak” diye bir cevap alabilirsiniz.

Özellikle son 25 yıllık döneminde eserlerinde teknolojiyi yoğun olarak kullanan John Cage’in 1959 yılında kompozisyonunu yaptığı “Sounds Of Venice” adlı eseri ise isminden de belli olduğu üzere bir şehrin sesleriyle yapılmıştır. Eserde şarkı söyleyen bir adam vardır ama bu adam bilinçli olarak bu eser için şarkı söylemez. Çünkü şarkı söyleyen adam “gondolcu”dur ve büyük ihtimalle o sırada birinin sesini kayıt ettiğini bilmiyordur. Eserin diğer kahramanları ise, cıvıldayan kuşlar, bir insan miyavlıyormuş hissi uyandıran bir kedi, çalınan kilise çanı, telefon sesi, yürüyen birinin ayak sesleri, klasik jazz orkestrasının çaldığı bir parçadan kesit, derince çektiği sigara dumanını üfleyen biri ve bir takım daha az belirgin sesler…Bazı çok belirgin sesler dışında gerisi sizin hayal ettiğiniz Venedik olacaktır. Belki Büyük Kanal 'ın girişinde Santa Maria della Salute Kilisesi'nin önünde vaporettodan inmiş, telefonu çalan ama önündeki “Beni sev” diye sırnaşan kediyi sevmekten telefonuna bakamayan bir turistsinizdir. Dar sokaklara dalıp yürürken bir sigara yakmışsınızdır, cd’den klasik caz çalan bir kafenin önünden geçip otelinize doğru yola koyulmuşsunuzdur ya da şarkı söyleyen o gondolcunun ta kendisisi de olabilirsiniz. Bir şey kesin ki, John Cage’in bu eserini açıp, gözlerinizi kapadığınızda, Venedik’i hiç görmemiş de olsanız, sokaklarında yürürken “gondolcu”yu dinliyor olacağınızdır.



Kaynaklar:

http://www.johncage.info/index1.html (discography)


Müge ZÜMRÜTBEL

> Grup 1<

1 yorum:

  1. John Cage farkındalığımızı gıdıkladığında her bir sesi duymamızı istedi.Ve bu bir kez yapılır.O pisuarı ikinci kez ters çevirip asamazsın,sokak ortasında çırılçıplak yere uzanıp yanına dizdiğin boy boy bıçakla başına gelecekleri bekleyemezsin bir ikinci kez.ve 4'33'' ü bir daha şaşırtmayacak bizi.Şaşkınlık doğduğu an ölür.Geriye Venedik'in seslerini dinlemenin verdiği haz kalır.Bu zevkin kullanma kılavuzudur 4'33''.

    YanıtlaSil